bakkallar ve kiliseler canavarımsı düşlerle doludur. oralarda sayıklamasız yaşayan hiçbir canlıya denk gelmedim. en ufak arzunun ardında bir zırva kaynağı bulunduğundan, tımarhaneyi hak etmek için kendini hayatta kalma içgüdüsüne uydurmak kafidir. hayat-maddeyi sarsan cinnet krizi. soluk alırım: içeri kapatılmam için yeter bu. ölümün berraklıklarına ulaşamadığımdan, günlerin gölgesinde sürünürüm ve ancak olmama iradesiyle olurum.

 vaktiyle mekanı un ıfak edebilmeyi, yıldızlarla oynayabilmeyi, müddeti durdurabilmeyi ve nazlarıma göre cekip çevirmeyi düşlüyordum.büyük kaptanlar bana büyük utangaçlar gibi görünüyordu, şairler de zavallı kekemeler gibi; şeylerin, insanların ve sözcüklerin bize gösterdiği direnci hiç bilmediğimden ve evrenin mümkün kıldığından fazlasını hissettiğimi zannettiğimden, kendimi şaibeli bir sonsuzun, sonuca bağlanamayan ergenlikten çıkan bir kozmogojinin insafına bırakıyordum. kendini canı gönülden bir tanrı hissetmek ne zahmetsiz bir iştir; ruhen öyle olmakta ne zordur. ve ne miktarda bir yanılsamayla doğmuş olmalıyım ki her gün bir tanesini yitirebiliyorum. hayat, burukluğun tahrip ettiği bir mucizedir.

  beni cesedimden ayıran mesafe, benim için bir yaradır; bununla birlikte yine de mezarın cazibesine hevesleniyorum boşuna: elden hiçbir şeyi çıkaramadığımdan ve debelenmeyi bırakamadığımdan, içimdeki her şey soluncanların nezdimde işsiz kalacaklarına temin ediyor beni. hayatta da ölümdeki kadar yeteneksiz olduğumdan, kendimden nefret ediyorum, bu nefret içinde de başka bir hayat, başka bir ölüm düşlüyorum. hiç görülmemiş bir bilge olmayı istemiş olduğum için, deliler arasında bir deliyim sadece.

                                                                                     emil michel cioran. 

  1. bernardrieux reblogged this from senhorapessoa
  2. senhorapessoa posted this